ADET KANAMASI ADET GÖRME YAŞI ADET BOZUKLUKLUKLARI MENOPOZ

Tarih:20/5/2009 | Kategori: SAGLIK_YASAM

ADET KANAMASI
“Adet kanamasının öncelikle mantığını ifade etmek istiyorum” diyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Şahmay normalde adet kanamasının nasıl oluştuğu konusunda şu bilgileri verdi: “Adet kanamasının hedefi üremektir. Çünkü, her ay rahim içinde bir tabaka, endometrum dediğimiz tabaka, gebelik hazırlık yapar. Gebelik için beklenti işine girer. Çünkü gelen döllenmiş yumurtayı ilk günlerde barındıracak, büyütecek, geliştirecek ortamdır. Bu olmadığı takdirde de bu doku dökülür. Buna biz adet kanaması deriz. Eğer dökülmezse veya dökülmesinde problemler olursa, adet bozuklukları dediğimiz konu gündeme girer. Adet mekanizmasını da kabaca şöyle söylemek istiyorum. Bir kadın beyninden adet görür. Çünkü işi tetikleyen mekanizma, yukarıda beyinden, onun altında hipofiz bezinden, ondan sonra yumurtalıklardan ve rahimle birlikte bir koordine işbirliği halinde bu olay sürer gider. Bu bütün memelilerde her ay tekrarlayan bir olgudur. İnsanlardaki ortalama süreleri vermek lazım ki, bozukluk dediğimiz zaman nasıl tanımlayacağız. Bir kadının normal üç tane kompanentimiz var, adet kanamasının düzenini ifade etmek için. Bir, süresi... Bir adet kanamasının başlangıcından gelecek adet kanamasının başına kadar geçen süredir. Bu ortalama 28 gündür. 7 gün, eksisi veya artısı olabilir. Yani, bir kadının 21 günden, 35 güne kadar aralıklarla adet görmesi normal sınırlar içindedir. İkinci komponentimiz adet kanamasının süresidir. Bu süre de ortalama üç-beş gün kadardır. Bunun sınırı da 2 ile 8 gündür... Yani 2 günden az, 8 günden uzun görmek normalin dışına çıkar. Üçüncüsü de biraz değerlendirilmesi zor bir kavram. Miktar... Biz onu 25-50 ml olarak açıklıyoruz, bir adet boyunca kaybedilen kan miktarını. Fakat kadınlarda bunu ölçmeleri çok zor tabi. Pet kavramı kullanıyoruz. Günde kaç pet kirletiyorsunuz. Bu da bir subjektif kriter... Çünkü bazı kadın tamamen ıslanınca değiştirir, bazısı iki damla kirlendiği zaman değiştirir. Bu da tam bir kriter değil. Ama olağan, alıştığı ritminin dışına çıkan kanamaları kadının değerlendirmesi ve bize sunması daha kolay olduğu için onu bozukluk olarak nitelendirebiliyoruz.”

ADET GÖRME YAŞI
Türkiye’de adet görme yaşı ve adet bozukluklarıyla ilgili ilk belirtiler ergenlik döneminde ortaya çıkıp çıkamaması ile ilgili olarak Prof. Dr. Şahmay “adet görme yaşı dünya coğrafyasına baktığınız zaman iklimle ilgili bağlantılar gösterir, soğuk iklimlerde daha geç, sıcak iklimlerde daha erkendir” dedi ve ekledi “Ülkemiz için, öğrencilerde yaptığımız yaptığımız bir çalışma vardı. Bir tür anket verisine dayanan bir çalışmaydı. Ortalama 12.6 bulduk Türkiye’deki adet yaşını. Tabi, ilk adet görme üreme döneminin başlangıç noktası. İlk adet ergenlik dönemindeki önemli noktalardan bir tanesi. Ama biz bu döneme gelene kadar, 8-9 yaşından beri görmeye başlıyoruz. Hatta 8-9 yaşlarına gelen bir kız çocuğunda meme gelişmesi, boy uzaması, kıllanma bulgularının başlaması. Sonun da adet kanamasıyla ergenlik döneminin önemli bir noktası başlıyor. Ve ondan sonra da gene olgunluk dönemi belli bir düzeyde devam ediyor. Adet kanamasının başlamasında en önemli faktörlerden bir tanesi çalışmakta olan bazı mekanizmaların aktivite kazanması. Zaten hiçbir zaman atıl, uykuda hiçbir mekanizma vücutta. Özellikle hipotalamus dediğimiz beynin bir bölümünden salgılanan bir hormunu... Kadın erkek farkı orada başlıyor bir yerde. Hep erkeklerde tek düzedir bu salınım. Kız çocuklarında da ergenlik dönemine kadar tek düzedir. Bu, iniş çıkışlar kazanmaya başladığı zaman, hipofizde uyarılma başlıyor. Hipofizin uyarılması, yumurtalıkları uyarıyor. Ve adet siklusları başlıyor.”

ADET BOZUKLUKLUKLARI
Adet bozukluklarının görülme sıklığı ve adet bozukluklarına yol açan başlıca faktörlerle ilgili olarak “öncelikle bozukluk ikiye ayrılabilir” diyen Dr. Şahmay bu iki grubu şöyle açıkladı: “Kanamanın hiç olmaması bir bozukluktur. Olan bir kanamanın bozulması ikinci bir bozukluktur. Hiç olmamasını konuşmayalım, o ayrı bir konu. Ama olan kanamanın bozulması, yaklaşık yüzde 15-20 civarında. Yani her 8 kadının 1’inde gördüğümüz bir problem. En sık sorunlardan biri. Zaten jinekolojik üç tane önemli problem var. Kanama, ağrı ve akıntı. Bunlarında başında da kanama gelir. Kanama da tabi tam rakam vermek çok doğru olmaz her zaman. Kişiye göre değişir. Normal bir kanamayı düzensizlik ifade edebileceği gibi insanlar, anormal çok ciddi bir kanamayı da düzenli gibi kabul edebilir. İlk adet görmeden sonraki bir iki yıl çok önemli. Ve aileleri çok endişelendiren bir durum bu. Düzensizliklerin olduğu bir dönem. Bu kız çocuklarına müdahale etmemek gerekir bu dönemde. İlk sekiz ayda, bir yılda, hatta iki yılda. Bazılarına göre bu süre altı ay, altı yıl olabilir. Çünkü birbirini etkileyen mekanizmalar beyin ile yumurtalık arasındaki ilişkiler tam oturmamıştır. Tam oturmadığı için sizin müdahaleniz yersizdir. Bunu normal kabul etmek lazımdır. Çünkü bu dönemdeki kanamalar genellikle yumurtlamasız kanamalardır. Yumurtlama olmadan oluşan bu kanamalarda da olası düzensizlikler söz konusu. Nedir bu düzensizlikler; iki ayda bir görmek, 45 günde bir görmek, 1 ay 28 günde görmek. Biraz kanamanın fazla olması, bazen olması, bunlar normal. Ama dikkat edin, şu çok önemli. Aşırı kanamayı da normal kabul etmemek lazım. 8-9 günü geçen, bir kız çocuğunu halsiz düşüren, kansızlığa götüren, yatakta yatmasını gerektiren bir durum olduğunda müdahale edilmesi gereken bir durum, bunu da ayırmak lazım.”

MENOPOZ
Menopoz yaşı ile ilgili olarak ise Prof. Dr. Şahmay şu açıklamaları yaptı: “Menopoz, yumurtalıkların çalışmasının durması. Bu her yaşta olabilir. 16 yaşında da olabilir, 20 yaşında da olabilir. Ama biz 40 yaşından önce olmasına erken menopoz diyoruz. Erken menopoz tabiri de çok doğru değil. Terminoloji olarak menopoz dediğimiz zaman geriye dönüşümü mümkün olmayan bir kavramdan bahsediyorsunuz. O zaman kadını umutsuzluğa itebilirsiniz. O bakımdan bu kavramı çok dikkatli kullanmak lazım. Buna biz erken prematürel over yetmezliği diyoruz. Bir sinonim olarak da erken menopoz kullanılabilir ama bu çok ağır bir itham olabilir. Buna çok dikkat etmek lazım, hastayla konuşurken. Burada çok basit... Tabi telefonla veya e-maille cevaplamak çok zor. Sadece birkaç hormonun ölçümüyle bunu belirlemek mümkündür. Ama bir ölçüm de yetmez. Bunu birkaç ay tekrar ederek, aynı sonuçları bulursak, ancak o tanıyı koyabiliriz. Bu adet gecikmelerinin altında yatan veya buna eşlik eden belli problemler de varsa, ateş basması, terleme, sıkıntıl, sinirlilik vs. gibi sorunlar. Biraz daha dikkatli olması gerekir. Ve biz buna, aslında yumurtalığın yaşı dediğimiz, yumurtalığın kapasitesinin ölçümünü yaparız. Özellikle çocuk isteyen bu grupta bunu yapmak zorundayız. Çünkü boşuna mı efor sarfediyoruz, yoksa hakikaten bu kadında yumurta var da birşeyler yapabilir miyiz. Bu tür hastalarda çok basit, adetin ikinci veya üçüncü günü bir iki hormonun ölçümüyle veya ileri giderek belli testlerle bunu ortaya koymak mümkün. O zaman gerçeği söylemek daha doğru olur. Erken menopoz elbette olabilir. Biz de böyle bir hastada, hemen onu düşünerek, önce onu ekarte etmeye çalışıyoruz. Çünkü sosyal açıdan da önemli. Bu hasta çocuk istiyorsa, onu acele ettirmek zorundayız. Son şansını kullanıyorsun dikkat et, lütfen hemen tedavi olun, gibi uyarılarda bulunabiliriz. Veya korunma yöntemi olarak. Korunabilirsin, korunmassın gibi önerilerde bulunabiliriz. O bakımdan bu tanıyı koymak çok önemli.”

ADET BOZUKLUKLARININ ÇEŞİTLERİ
Adet bozukluklarının en sık görülen tipleri ile ilgili olarak kabaca bir kadının yaşam dönemini üçe ayırabiliriz diyen Prof. Dr. Şahmay bu konu ili ilgili şunları söyledi: “Bir ergenlik dönemi, iki reprodüktif (üreme) dönem dediğimiz en uzun dönem. 14-15 yaşından başlayıp, 45-50 yaşına kadar geçen dönem. Bir de menopoza geçiş dönemi. Kısa bir dönem, 5-10 senelik. Bu kanamaların en büyük görüldüğü dönem, reprodüktif dışında kalan dönem. Nedir bu? Adet kanamalarının yeni başladığı dönem, yani ergenlik dönemi ve sonlanacağı menopoza yakın dönem, adet kanamalarının son dönemleri. Bu ikisi yüzde 70’ini oluşturuyor, çok büyük. Halbuki kadın yaşamının en uzun dönemi bu üreme dönemi. Bu dönemdeki de yüzde 30 sadece. Neden başta ve sonda daha sık görülüyor. Şimdi her yaş grubunun kendine has nedenleri ağırlık kazanıyor. Bu ergenlik dönemindeki sebeplerin başında yumurtalık, beyin ve hipofiz arasındaki iletişimin tam oturmamasından, hatların tam tesis edilmemesinden kaynaklanıyor. Veya var da bu hatlar, iletim tam doğru değil, ondan kaynaklanıyor. Ve bunun sonucunda yumurtalama olmuyor. Yumurtlama olmadığı için de buna bağlı kanamalar bu dönemin ağırlığını teşkil edecek.”

http://www.ntvmsnbc.com.tr

C vitamini için biraz maydanoz

Tarih:31/1/2009 | Kategori: SAGLIK_YASAM

Maydanoz deyip geçmeyin, yaprağındaki vitaminleri duysanız mutlaka siz de şaşırırsınız!

Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor.

Amerikan Diyetetik Derneği’nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, Akdeniz ülkesi bitkisi olan maydanozun bir provitamin A kaynağı olduğunu söyledi.

Maydanozun bu özelliği ile görme gücü, kılcal damar sistemi, adrenal ve tiroid bezlerinin fonksiyonları üzerinde etkili olduğunu belirten Dönmez, şu bilgileri verdi:

“Maydanozun yapraklarında uçucu yağlar, protein, klorofil ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker, müsilaj ve glikozit vardır. Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar” dedi.

Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarının kandaki alyuvar sayısını arttırarak böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım ettiğini bildiren Dönmez, “Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirilmesinde etkilidir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar, kanı temizler. Kansızlık, mesane iltihaplanması, kum, romatizma, böbrek taşı, tansiyon ve damar sertliğine karşı etkilidir” diye konuştu.

Maydanozun yapraklarının idrar söktürücü olarak da kullanıldığını belirten Dönmez, şöyle devam etti:
“Ayrıca, iltihaplı yaraların iyileşmesine yardım eder. Bazı çalışmalarda
adet sancılarının azaltılmasında da etkili olduğu görülmektedir. Kökleri de aynı özelliklere sahiptir. Maydanoz C, E vitamini, B grubu vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karotenoidlerden çok zengindir. Bu nedenle karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite, romatizmaya, gut hastalığına ve idrar yolları taşlarına karşı tavsiye edilir. Maydanoz, demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir.”

Dönmez, maydanozun taze ve iyi yıkanarak tüketilmesine dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.

Kaynak: http://internethaber.com/news_detail.php?id=177020

Hamilelere ceviz, fındık, badem yeme tavsiyesi

Tarih:25/1/2009 | Kategori: SAGLIK_YASAM

Günde bir avuç ceviz, fındık, badem veya fıstık tüketen hamilelerin bebeklerinin beyin gelişimlerinin daha sağlıklı olacağı belirtildi.

BOLU İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli diyetisyen Gamze Şanlı, günde bir avuç ceviz, fındık, badem veya fıstık tüketen hamilelerin bebeklerinin beyin gelişimlerinin daha sağlıklı olacağını söyledi.

Ceviz, badem, fıstık ve fındığın kolesterolü düşürücü ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu özelliklerinin yanı sıra vücuda dışarıdan alınan yağın kullanımının azalmasını ve vücuttaki fazla yağın atılmasını sağladığını belirten Gamze Şanlı, “İçeriğinde omega yağ asitleri içeren ceviz, fındık, badem ve fıstık tüketenler sık acıktıkları için, sık ve az yiyecek tüketirler. Bu da metabolizmayı hızlandırarak zayıflamaya neden olur” dedi.
Şanlı, ceviz, fındık, badem ve fıstık tüketenlerin fiziksel aktivite açısından hareketli bir yaşam sürdürdüklerini de vurgulayarak şunları söyledi:

“Fiziksel açıdan hareketli yaşam, daha az kilo alımına neden olarak, kilo kontrolünün sağlanmasına yol açar. Balıklardan alınan omega 3’ü, bu çerezlerden alınması da, vücutta kan basıncını düşürerek inme riskini azaltır. Özellikle bayanların hamilelik dönemlerinde günde bir avuç (ortalama 40 gram) ceviz, fındık, badem veya fıstık tüketmeleri halinde, bebeğin beyin gelişimi daha sağlıklı olur.”

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Yataktaki labirent

Tarih:25/1/2009 | Kategori: SAGLIK_YASAM

Hayatınızda bir değişiklik yapmak istiyorsanız, işe yatak odanızdan başlayabilirsiniz. Mutlu bir cinsel yaşam için biraz hayal gücünüzü zorlamanız, biraz da istekli olmanız yeterli olacaktır.

Yatakta mutlu olmanın yolunun nereden geçtiğini hâlâ çözeme-diyseniz, kaybolmaya mahkûmsunuz elemektir. İlk günlerdeki heyecanı geri döndürmek ve eşinizle heyecanlı günlere doğru adım atmak istiyorsanız, ne zaman nasıl davranmanız gerektiğini bilmelisiniz.

Cinsel yaşamdan zevk almanın ilk kuralı, istediğiniz şeye odaklanmaktır. Böylece zevk almanız kaçınılmaz olur. Eşinizle birlikte hep aynı rutinde birlikte oluyor ve farklı bir şeyler denemiyorsanız, artık yataktaki heyecanın geri dönme vakti geldi demektir. Bunun için yalnız başınıza kaldığınızda sizi heyecanlandıran şeylerin neler olduğunu bulmaya, eskiden nelerden hoşlandığınızı hatırlamaya çalışın. Daha sonra bu isteklerinizi eşinizle konuşun ve uygulamaya geçin.

SEKSİ OLUN

Erkekler utangaç kadınlardan hoşlanmazlar; bu nedenle yatağa girdiğinizde ışıkları kapattırma huyunuzdan vazgeçin. Erkekler fazla kilolarınızı sizin kadar takmazlar; en azından cinsel yaşamda bunu umursamazlar. Evliliğinizin ilk günlerinde giydiğiniz seksi iç çamaşırlarının yerini şimdilerde pamuklu pijama takımları ve sıradan çamaşırlar aldıysa heyecanın en azından sizin için yok olması doğaldır. Çünkü kadınlar cinselliğe erkeklerden daha fazla hazırlanırlar ve kendilerini güzel hissettikleri zaman cinsel ilişkiden zevk alırlar. Bu nedenle bir değişiklik yapın ve kendinize birbirinden seksi iç çamaşırları alın. Kendinizi güzel hissetmeniz sizi daha seksi yapacaktır.

KORKMAYIN
Ön sevişmeniz kısa sürmesinden şikâyet ediyorsanız kendinizi psikolojik olarak sevişmeye hazırlamanızda yarar var. Eğer birlikte olmadan önce eşinizle birlikte olduğunuz unutulmaz bir geceyi hayal eder ve gözünüzde canlandırırsanız, zaten onunla birlikte olmak için hazırlanmış olursunuz. Bunun anlamı da, yataktaki sıcak saatlerin asıl anlamı düşündüğünüz 2 saattir. Birlikte olmak için sadece yatak odanızı değil, farklı yerleri tercih etmelisiniz. Riskli yerler heyecanı artırır ve çabuk olsa da, buradaki yaşanan cinsellik yatak odasındaki hızlı yaşama benzemez. Bunun için fantezilerinizi gerçekleştirebilir, heyecanı kovalayabilirsiniz.

ÇOCUKLARİ DERT ETMEYİN

Eşinizle eskiye dönük bir başlangıç yapmak istiyorsanız, ilk olarak yatak odanızdan gelen sesleri çocukların duyacağı stresinden kurtulmalısınız. Bunun için uygun zamanı bekleyebilir ve çocuklar uyuduktan sonra harekete geçebilirsiniz. Eğer çocuklarınız zor uyuyorsa, o zaman yatak odanızda hafif bir müzik açarak sesin duyulmasını engellemiş olursunuz. Çocuğunuz küçük olduğu için sürekli yanınızda uyutuyor olabilirsiniz; fakat şunu unutmayın; bir anne, bir baba ve bir çocuğun buluştuğu yataktaki sonuç sıfırdır. Bu yüzden çocuğunuzu yatağında uyumaya alıştırın. Böylece eşiniz ve sizin yatakta çocuk bakmaktan başka yapacak şeyleriniz olabilir.

BENCİL OLUN
Yatakta eski arzularınıza kavuşabilmek için biraz bencillik yapabilirsiniz. Çünkü kadınlar özellikle çocuk doğurduktan sonra kendinden önce çocuklarını ve eşini düşünür. Normal hayatta bu böyle olsa da cinsel hayatınızda kendinizi düşünmeye başlayabilirsiniz. Eşinizle baş başa zaman geçirmelisiniz. Eğer çocuklar dışarı çıkmanızı engelleyen bir bahaneyse ailenizden ya da yakın arkadaşlarınızdan çocuğunuza bakmasını isteyebilir, siz de eşinizle sinemaya ya da yemeğe gidebilirsiniz. Böyle küçük kaçamaklar arzuları harekete geçirecektir.

ORTAMI AYARLAYIN
Cinsellikte dikkat edilmese de, aslında ortam çok önemlidir. Bu nedenle eşinizle özel bir gece geçirmeyi planlıyorsanız, ortamı önceden ayarlamanız gerekir. Her gün yattığınız odada bir şeyler yaşamaktansa romantik bir ortamda bir şeyler paylaşmalısınız. İlk olarak odanızdaki ışıklandırma çok önemlidir. Tavandaki ışığı kullanmak yerine, gece lambası kullanmanız çok daha iyi olacaktır. Çünkü loş bir ortam heyecanı ve merakı artıracaktır. Yatak odasındaki aynalar her zaman çiftleri heyecanlandırır. Bu nedenle eşinizle birbirinizi görebileceğiniz aynaları yatağınızın yakınına koyabilirsiniz. Çok önemli gibi görünmese de yatağa serilmiş güzel çarşaflar, örneğin ipek çarşaflar sizi daha çok heyecanlandıracaktır. Baştan çıkarıcı bir iç çamaşırı da kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, aynı zamanda eşinizi de harekete geçirecektir
Kaynak: www.milliyet.com.tr

Sofranızda bulgura biraz daha yer açın!

Tarih:25/1/2009 | Kategori: SAGLIK_YASAM

Bulgur; posa, lif açısından zengin, karbonhidrat değeri daha düşük, protein değeri yüksek değerli bir gıdadır. İçeriğindeki protein, kalsiyum, potasyum ve fosfor miktarı pirinçten daha fazladır.

Dilara Koçak

Geçtiğimiz hafta Ayfer T. Ünsal tarafından yazılmış Bulgur isimli kitap elime ulaşınca pek sevindim doğrusu. Bulguru kişisel olarak da çok seven ve beslenme modeli içinde hep öneren bir uzman olarak bu konuya daha fazla destek verilmesi gerektiğini hep düşünürdüm. Adana, Gaziantep ve doğu sofralarında büyüyenler bilirler, evlerde mutlaka hep bulgurlu bir yemek vardır. Ben Çukurova çocuğu olarak İstanbul’a ilk geldiğimde bulgurun özlemini çok çektim doğrusu. 

Annemin anlattıkları

Bu yazıyı hazırlarken anneme danışmadan olmazdı çünkü hep anlatırdı “dibek taşında az bulgur öğütmedim ben” diye. Şimdi annemden öğrendiklerimi size şöyle özetleyebilirim:

Eskiden buğday eve çuvallarla gelirmiş önce yabancı maddelerden arındırılmak için elle seçme işlemi olur, sonra kaynatılır, ardından evlerin damına serilerek güneşte kurutulurmuş. Bu işlem esnasında evdeki herkes hatta komşular da yardım edermiş. Buğdayın iyice kuruması için karıştırmak ve her yöne çevirmek gerekirmiş. Buğday kuruduktan sonra ise bazıları değirmene görürken annemler dibek denilen iki yuvarlak yassı taşın arasına buğdayı koyup elleriyle çevirerek öğütürlermiş. Ufak parçalara ayrılan buğdayı anneannem elekle eler ve kalburlarla tane büyüklüğüne göre ayırırmış. İnce olanlar kısır ve köfte için iri taneliler pilav için daha un gibi olan kısım ise şalgam mayalamak için ayrı ayrı saklanırmış.

Teknolojinin ilerlemesi ve gıda sanayindeki gelişmelere paralel olarak bulgur şimdi profesyonel tesislerde bu işlemi görüyor. Pişirme ve kurutma işleminin ardından bulgur sınıflanıyor ve ihtiyaca uygun şekilde tüketiciye sunuluyor.

Bulgurun önemi

Sevgili Ayfer.T. Ünsal Hanım’ın kitabında bulgurla ilgili yöresel farkları ve daha detaylı bilgiyi bulmak mümkün. Kitapta ayrıca 100’e yakın bulgurlu tarif var. Bulgurla yapılan çorbaları, köfteleri, salataları, dolmaları, tatlıları merak ediyor ve sağlığınıza önem veriyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Ben bu vesile ile bulgurun beslenme yönünden önemini sizlere aktarmak istiyorum.

Bulgur sağlıklı beslenme piramidinin tabanında en büyük yeri kaplayan karbonhidrat ve tahıllar grubunun önemli bir üyesidir. Buğdayın temizlenmesi, kaynatılması, kurutulması, kabuğunun soyularak değişik tipte değirmenlerde öğütülmesi, farklı boyutlardaki taneciklerin ayrılmasıyla elde edilen sadece su ve buğdaydan oluşan, oldukça değerli ve besleyici yarı hazır bir gıda maddesidir.

Bulguru daha yakından tanımak için önce buğdayın yapısı ve nasıl bulgur haline geldiğine bakmak gerekiyor:
Buğday; öz, kepek ve endosperm olarak üç bölümden oluşur ve gerekli olan besin öğelerinin birçoğu öz ve kepek bölümü içerisinde yer alır. Endosperm içerdiği nişasta ve az proteinler buğdayın sadece enerji veren bölümüdür.
Buğdayın yapısında bulunan öz ve kepek, çinko, magnezyum, krom gibi mineralleri, diyet posasını, bazı fenolleri, fitatları ve selenyumu; ayrıca da B12 dışındaki bütün B vitaminlerini içerir.

Tam tahıl tanımına uygun

Buğdaydan yapılan bazı ürünlerde genel olarak buğdayın işlenmesi sırasında bütün öz ve kepek bölümün-deki mikro besinler ayrılmakta ve beyaz unda olduğu gibi bize yalnız buğdayın enerji veren bölümü ulaşır. Oysa bulgur tam tahıl tanımına uygun bir üründür; çünkü bu öğütülme aşamasını buğday, bulgur üretimi sırasında yaşamaz ve protein, vitamin, mineral, diyet posasının, daha yüksek olduğu bir ürün ortaya çıkar. Ayrıca makarna ve pirince göre glisemik endeksinin daha düşük olması bulguru bu tarz gıdalar arasında daha da sağlıklı yapmaktadır.
Kısaca bulgur; posa, lif açısından zengin, karbonhidrat değeri daha düşük ve protein değeri yüksek oldukça değerli bir gıda maddesidir.

Bulgur kandaki yağları düşürücü yönü olduğu bilinen posa/lif bakımından oldukça zengindir. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri yüksektir. Ayrıca bulgurda bulunan B1 vitaminleri, sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynamaktadır.

Yüksek mineral ve selülozdan dolayı kabızlığı engeller ve bağırsak kanserine karşı korur.
Pİşİrme işleminde tane-nin ruşeymin kısmında bulunan besin maddeleri tane içerisine nüfuz ettiğinden besin değeri, beyaz unla yapılan diğer ürünlerden yüksektir.
Pİşİrme ve kurutma işlemleri sayesinde küf oluşumuna karşı dayanıklıdır.
GLİSEMİK endeksinin düşük olması sebebiyle, uzun süre tok tutar, kana yavaş karıştığı  için de diyetlerde rahatlıkla kullanılır.

Daha fazla bulgur tüketmek için:
Dolmalarda pirinçle karıştırın veya sadece bulgurlu yapın.
Pilavı sadece pirinçle düşünmeyin, bulgura da yer verin.
Haşlayıp salatalarınıza ekleyin.
Çorbaları beyaz unla yapmak yerine kıvam artırıcı olarak bulgur kullanın.
Mercimekle pişirin.
Sebzelere ekleyin.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Toplam 15 sayfa, 1. sayfadasınız.